Nazım Hikmet artık Türk Vatandaşı

Ocak 10, 2009 Anket admin tarafından

O mavi gözlü bir devdi.

Minnacık bir kadın sevdi…

1901 Selanikte doğdu Nazım Hikmet Ran

1919′da Deniz Subayı oldu

1920 de çürüğe ayrıldı

1920′nin son günlerinde yazdığı “Gençlik” adlı şiiri gençleri ülkenin kurtuluşu için savaşmaya çağırmaktaydı

Sovyetler Birliği’nin, Misak-ı Milli sınırlarını ilk tanıyan ülke olması onu çok etkiledi

1921 de eğitim için Moskova’ya gitti

Leninden etkilendi

1924 de döndü ve Aydınlık dergisini çıkarmaya başladı

1 Mayıs 1925′te yazdığı bidirge nedeniyle 15 yıla hüküm giydi

gizlice Sovyetler Birliğine kaçtı

1928′de af çıkması üzerine sahte pasaportla Türkiye’ye girerken yakalandı ve tutuklandı

4 ay tutuklu kaldıktan sonra, beraat etti.

Temmuz 1930′da “Salkımsöğüt” ile “Bahri Hazer” şiirleri kendi sesiyle plağa alındı.

Yirmi günde tükenen bu plağın kahveler, lokantalar gibi halka açık yerlerde çalınmaya başlandı görülünce, polisin duruma el koydu, plağın yeni basımlarını yapmaktan vazgeçti.

1 Mayıs 1931′de savcı karşısındaydı. suçu

şiirlerinde “bir zümrenin başka zümreler üzerinde hakimiyetini temin etmekti

çıkarıldığı mahkemede savunmasına şöyle başladı
İddianamede beş altı noktadan suçlama var. Bunların başında benim komünist olduğumu ilan etmekliğim suç sayılmaktadır. Evet, ben komünistim, bu muhakkaktır. Komünist şairim ve daha esaslı komünist olmaya çalışıyorum…, “

“… emperyalizme karşı savaşıyorum” diyerek bitirdi.

Mahkemeye ilgi büyüktü, mahkeme heyeti ilk oturumda karar veremedi, bir sonraki gün kararını verdi

Beraat!

fakat mimlenmişti bir kere

1933 “Gece Gelen Telgraf” yayımlandıktan sonra halkı rejim aleyhine kışkırtmak, gizli örgüt kurmak, , kitapçıklar dağıtarak komünizm propagandası yapmaktan tutuklandı.

İdam talebiyle başlayan dava 31 Ocak 1934′te 5 yıl hapis kararıyla son buldu.

Cumhuriyet’in onuncu yılında çıkarılmış olan bağışlama yasasıyla, bir buçuk yıl sonra hapisten çıktı.

Piraye Altınoğlu ile 31 Ocak 1935′te evlendi.

Nâzım daha önce de Sovyetler Birliği’nde iki kez evlenmişti : Birincisi orada görevli bir Türk ailesinin kızı olan Nüzhet Hanım ile kısa bir evlilikti, ikincisi ise bir Rus kızı olan Dr. Lena ile memleket hasreti yüzünden sona eren bir evlilik…

29 Mart 1938′de “askeri kişileri üstlerine karşı isyana teşvik” suçuyla 15 yıl ağır hapse mahkûm edildi .

Ayrı bir davada Donanma Komutanlığı açtı.

29 Ağustos 1938′de, “askeri isyana teşvik“ten, 20 yıl ağır hapse mahkûm oldu. İki cezası birleştirilince 35 yıl tutuyordu. Mahkeme bunu çeşitli gerekçelerle 28 yıl 4 aya indirerek karara bağladı.

1 Eylül 1938′de İstanbul Tevkifhanesi’ne, 1940 şubatında Çankırı Cezaevi’ne, aynı yıl aralık ayında da Bursa Cezaevi’ne gönderildi.

Bu cezaevlerinde toplam 12 yıl kalan Nâzım Hikmet, yayımlama olanağı bulunmadığı halde sürekli olarak şiir yazdı.

Sanatçılar, gazeteciler, Birleşmiş Milletler dahil çıkarılması için TBMM’ye dilekçe yağdırdı fakat kabul edilmedi

8 Nisan 1950′de açlık grevine başladı. çıkarılacağı bilgisi gelince ikna olarak 2 gün sonra son verdi, fakat çıkarılmadı

2 Mayıs 1950 sabahı Nâzım Hikmet yeniden açlık grevine başladı

On altıncı güne gelindiğinde, artık yaşamının “tıbbi müdahalelerle” uzatılmakta olduğu söyleniyordu. Bu durum başvuruların yönünü birdenbire değiştiriverdi.

Bu kez dostlarından, sevenlerinden Nâzım Hikmet’e telgraflar, mektuplar yağmaya başladı

12 yıl 7 ay yatmıştı. 28 yıl 4 aylık cezasının geri kalanı bağışlanıyordu.

Nâzım Hikmet cezaevindeki son iki yılına girerken görüşmeci gelen dayı kızı Münevver Berk’e âşık olmuştu.
Cezaevinden çıkınca karısı Piraye’den ayrıldı.

Münevver Hanımla yaşamaya başladı..

26 Mart 1951′de, bir oğulları oldu. Adını Mehmet koydular.

Haziran 1951 sabahı askere alınmak istendi, sağlık durumunu, raporları ve çürüğe ayrıldığını bildirdi ama kabul edilmedi.

akrabası olan Refik Erduran’ın kullandığı bir sürat motoruyla İstanbul Boğazı’ndan Karadeniz’e açıldı, Bulgaristan sahillerine çıkmayı amaçlarken, yolda rastladığı bir Rumen şilebiyle Romanya’ya gitti oradan da Moskovaya

Nâzım Hikmet, 25 Temmuz 1951′de, Bakanlar Kurulu kararıyla Türk vatandaşlığından çıkarıldı.

1951 yılında Dünya Barış Ödülünü aldı

1952 yılı sonunda Nâzım Hikmet artık Dünya Barış Konseyi’nin yönetici kadrosundaydı ve çok aktif görev alarak bütün dünyada “Türk Delegesi” konferanslar veriyordu

18 Kasım 1960′ta Vera Tulyakova adlı genç bir hanımla nikahlandı. Üstelik hala Münevver Andaç ile de evliydi.

Ağustos 1961′de Münevver Andaç ve Oğlu Mehmet Türkiye’den kaçırılarak Moskova’ya getirildi

İki kadın arasında kalmak şairi çok yıprattı ama ölene kadar Vera Tulyakova ile yaşadı.

Ocak 1962′de Kruşçev’in aracılığıyla Nâzım Hikmet’e Sovyetler Birliği pasaportu verildi.

3 Haziran 1963 sabahı, Nâzım Hikmet bir kalp krizi sonucu Moskova’daki evinde öldü.

Yazarlar Birliği’nin düzenlediği bir törenle Novodeviçiy Mezarlığı’na gömüldü.

eserleri 50 dile çevrildi ama Türkiye’de okutulması yasaktı.

2005 yılında, okulda eserlerini okuyan bir öğrenci, devlete karşı eylem şüphesiyle gözaltına alınarak sorgulandı.

Türkiye yakın tarihinin kuşkusuz en tartışmalı isimlerinden biridir Nazım Hikmet, sevdi, sevildi, nefret edildi, korktu, korkuldu, tabuydu……..

5 Ocak 2009

Nazım Hikmet Ran’ın Türk vatandaşlığından çıkarılmasına ilişkin 25 Temmuz 1951 tarihli Bakanlar Kurulu Kararı yürürlükten kaldırıldı ve Resmi Gazete’de yayınlandı.

O artık Türk vatandaşı

Memleketim, memleketim, memleketim,
ne kasketim kaldı senin ora işi
ne yollarını taşımış ayakkabım,
son mintanın da sırtımda paralandı çoktan,
Şile bezindendi.
Sen şimdi yalnız saçımın akında,
enfarktında yüreğimin,
alnımın çizgilerindesin memleketim,
memleketim,
memleketim…

Sizin görüşünüz nedir?

 

Nazım Hikmet'in Türk vatandaşlığına iadesini nasıl değerlendiriyorsunuz?

Anket Sonucu

Loading ... Loading ...