Nazım Hikmet artık Türk Vatandaşı
Ocak 10, 2009 Anket admin tarafından
O mavi gözlü bir devdi.
Minnacık bir kadın sevdi…
1901 Selanikte doğdu Nazım Hikmet Ran
1919′da Deniz Subayı oldu
1920 de çürüğe ayrıldı
1920′nin son günlerinde yazdığı “Gençlik” adlı şiiri gençleri ülkenin kurtuluşu için savaşmaya çağırmaktaydı
Sovyetler Birliği’nin, Misak-ı Milli sınırlarını ilk tanıyan ülke olması onu çok etkiledi
1921 de eğitim için Moskova’ya gitti
Leninden etkilendi
1924 de döndü ve Aydınlık dergisini çıkarmaya başladı
1 Mayıs 1925′te yazdığı bidirge nedeniyle 15 yıla hüküm giydi
gizlice Sovyetler Birliğine kaçtı
1928′de af çıkması üzerine sahte pasaportla Türkiye’ye girerken yakalandı ve tutuklandı
4 ay tutuklu kaldıktan sonra, beraat etti.
Temmuz 1930′da “Salkımsöğüt” ile “Bahri Hazer” şiirleri kendi sesiyle plağa alındı.
Yirmi günde tükenen bu plağın kahveler, lokantalar gibi halka açık yerlerde çalınmaya başlandı görülünce, polisin duruma el koydu, plağın yeni basımlarını yapmaktan vazgeçti.
1 Mayıs 1931′de savcı karşısındaydı. suçu
şiirlerinde “bir zümrenin başka zümreler üzerinde hakimiyetini temin etmekti”
çıkarıldığı mahkemede savunmasına şöyle başladı
“İddianamede beş altı noktadan suçlama var. Bunların başında benim komünist olduğumu ilan etmekliğim suç sayılmaktadır. Evet, ben komünistim, bu muhakkaktır. Komünist şairim ve daha esaslı komünist olmaya çalışıyorum…, “
“… emperyalizme karşı savaşıyorum” diyerek bitirdi.
Mahkemeye ilgi büyüktü, mahkeme heyeti ilk oturumda karar veremedi, bir sonraki gün kararını verdi
Beraat!
fakat mimlenmişti bir kere
1933 “Gece Gelen Telgraf” yayımlandıktan sonra halkı rejim aleyhine kışkırtmak, gizli örgüt kurmak, , kitapçıklar dağıtarak komünizm propagandası yapmaktan tutuklandı.
İdam talebiyle başlayan dava 31 Ocak 1934′te 5 yıl hapis kararıyla son buldu.
Cumhuriyet’in onuncu yılında çıkarılmış olan bağışlama yasasıyla, bir buçuk yıl sonra hapisten çıktı.
Piraye Altınoğlu ile 31 Ocak 1935′te evlendi.
Nâzım daha önce de Sovyetler Birliği’nde iki kez evlenmişti : Birincisi orada görevli bir Türk ailesinin kızı olan Nüzhet Hanım ile kısa bir evlilikti, ikincisi ise bir Rus kızı olan Dr. Lena ile memleket hasreti yüzünden sona eren bir evlilik…
29 Mart 1938′de “askeri kişileri üstlerine karşı isyana teşvik” suçuyla 15 yıl ağır hapse mahkûm edildi .
Ayrı bir davada Donanma Komutanlığı açtı.
29 Ağustos 1938′de, “askeri isyana teşvik“ten, 20 yıl ağır hapse mahkûm oldu. İki cezası birleştirilince 35 yıl tutuyordu. Mahkeme bunu çeşitli gerekçelerle 28 yıl 4 aya indirerek karara bağladı.
1 Eylül 1938′de İstanbul Tevkifhanesi’ne, 1940 şubatında Çankırı Cezaevi’ne, aynı yıl aralık ayında da Bursa Cezaevi’ne gönderildi.
Bu cezaevlerinde toplam 12 yıl kalan Nâzım Hikmet, yayımlama olanağı bulunmadığı halde sürekli olarak şiir yazdı.
Sanatçılar, gazeteciler, Birleşmiş Milletler dahil çıkarılması için TBMM’ye dilekçe yağdırdı fakat kabul edilmedi
8 Nisan 1950′de açlık grevine başladı. çıkarılacağı bilgisi gelince ikna olarak 2 gün sonra son verdi, fakat çıkarılmadı
2 Mayıs 1950 sabahı Nâzım Hikmet yeniden açlık grevine başladı
On altıncı güne gelindiğinde, artık yaşamının “tıbbi müdahalelerle” uzatılmakta olduğu söyleniyordu. Bu durum başvuruların yönünü birdenbire değiştiriverdi.
Bu kez dostlarından, sevenlerinden Nâzım Hikmet’e telgraflar, mektuplar yağmaya başladı
12 yıl 7 ay yatmıştı. 28 yıl 4 aylık cezasının geri kalanı bağışlanıyordu.
Nâzım Hikmet cezaevindeki son iki yılına girerken görüşmeci gelen dayı kızı Münevver Berk’e âşık olmuştu.
Cezaevinden çıkınca karısı Piraye’den ayrıldı.
Münevver Hanımla yaşamaya başladı..
26 Mart 1951′de, bir oğulları oldu. Adını Mehmet koydular.
Haziran 1951 sabahı askere alınmak istendi, sağlık durumunu, raporları ve çürüğe ayrıldığını bildirdi ama kabul edilmedi.
akrabası olan Refik Erduran’ın kullandığı bir sürat motoruyla İstanbul Boğazı’ndan Karadeniz’e açıldı, Bulgaristan sahillerine çıkmayı amaçlarken, yolda rastladığı bir Rumen şilebiyle Romanya’ya gitti oradan da Moskovaya
Nâzım Hikmet, 25 Temmuz 1951′de, Bakanlar Kurulu kararıyla Türk vatandaşlığından çıkarıldı.
1951 yılında Dünya Barış Ödülünü aldı
1952 yılı sonunda Nâzım Hikmet artık Dünya Barış Konseyi’nin yönetici kadrosundaydı ve çok aktif görev alarak bütün dünyada “Türk Delegesi” konferanslar veriyordu
18 Kasım 1960′ta Vera Tulyakova adlı genç bir hanımla nikahlandı. Üstelik hala Münevver Andaç ile de evliydi.
Ağustos 1961′de Münevver Andaç ve Oğlu Mehmet Türkiye’den kaçırılarak Moskova’ya getirildi
İki kadın arasında kalmak şairi çok yıprattı ama ölene kadar Vera Tulyakova ile yaşadı.
Ocak 1962′de Kruşçev’in aracılığıyla Nâzım Hikmet’e Sovyetler Birliği pasaportu verildi.
3 Haziran 1963 sabahı, Nâzım Hikmet bir kalp krizi sonucu Moskova’daki evinde öldü.
Yazarlar Birliği’nin düzenlediği bir törenle Novodeviçiy Mezarlığı’na gömüldü.
eserleri 50 dile çevrildi ama Türkiye’de okutulması yasaktı.
2005 yılında, okulda eserlerini okuyan bir öğrenci, devlete karşı eylem şüphesiyle gözaltına alınarak sorgulandı.
Türkiye yakın tarihinin kuşkusuz en tartışmalı isimlerinden biridir Nazım Hikmet, sevdi, sevildi, nefret edildi, korktu, korkuldu, tabuydu……..
5 Ocak 2009
Nazım Hikmet Ran’ın Türk vatandaşlığından çıkarılmasına ilişkin 25 Temmuz 1951 tarihli Bakanlar Kurulu Kararı yürürlükten kaldırıldı ve Resmi Gazete’de yayınlandı.
O artık Türk vatandaşı
Memleketim, memleketim, memleketim,
ne kasketim kaldı senin ora işi
ne yollarını taşımış ayakkabım,
son mintanın da sırtımda paralandı çoktan,
Şile bezindendi.
Sen şimdi yalnız saçımın akında,
enfarktında yüreğimin,
alnımın çizgilerindesin memleketim,
memleketim,
memleketim…
Sizin görüşünüz nedir?
neden bunca yıl sonra aklanmış mı oluyor bu adam bi tane memleket şiiri yazdı diye kökeni neüdüğü belirsiz olan bi adam.kaldıki bir tane memleket şiiri bile yok bu adamın.yapmayın allah aşkına bu kadar bombalar üstümüzdeyken dertmi kalmadı.yok cenazesi buraya taşınacakmışmış.türk topraklarını kirletmesin.dönemini yeterince zehirlemiş.keşke hep şair olarak kalsaydı ama resmen politika yapmış filmine gidenler bunu daha iyi görebilirler benim gibi.mavi gözlü bir dev ama miniminnacık türk kanı yok.işte oturun nazım hikmetin soyunu araştırın bakalım neler çıkacak.nazım hikmet akıllarda mavi gözlü devden başka komünizm hareketleri dışında öyle kalsın bence.memlekete hasret olanlar şuan hiç haketmediği yerde onuda hatırlatırım.sahip çıkılması gereken insana cenazesini değil kendini getirin.saygılarımla!!!!
Gulask kardesim yazdiklarinizin altina imzami atiyorum hepsine katiliyorum.
28 Kanunusani adlı şiirinden bir bölüm!
trabzondan bir motor açılıyor
sahilde kalabalık
motoru taşlıyorlar
son perdeye başlıyorlar!
burjuva kemal’in omuzuna binmiş
kemal kumandanın kordonuna
kumandan kahyanın cebine inmiş
kahya adamlarının donuna
uluyorlar
hav hav hak tü…
yoldaş unutma bunu burjuvazi
ne zaman aldatsa bizi
böyle haykırır:
hav…hav…hak…tü…
…….
Yarın Orhan Pamuk’ta nesiller tarafından büyük bir Türk yazar ve aydını olarak anılacak sanırım.
bir insanin vatani yurdu topragi, annesi babasi gibidir, hic sanetmiyorumki en kötü
bir insan bile vatanina ihanet etsin ve vatanini sevmesin, bunu vataninda oturan birisi belki o an bu duygulari hisetmez ama ne zaman vatanindan uzaklrda oldugu an o vatanin özlemiyle nasil yanip tutustugunu ancak onu yasiyan bilir,
dedimya vatan ana baba gibidir her evlat anaya babaya bazan sitem eder bazan kizar ama o ana baba yinede en kutsal en candan en sevdigi insanlardir canlaridir en ufak bir zarar zeval gelmesini istemez elbete,
herzaman vatan icindede hainle zalimler acimasizlar vatanini 3 kurusa satanlarda vardir bu gibi yaratiklarda aynen anasini babasini katleden evlatlar
gibidir, sitem edenle katl edeni ayirt edemedik
neyazikki biz milet olarak herzaman bir seyi bir konuyu anlamakta algilamakta zorluklar cektik ve bilir bilmez önyargimizi dile getirdik suczuzlari daragacina cektik
suclulara kul köle olduk belkide bazi kucuk cikarlarimiz oldugu icin yaptik,
nazim hikmet yargilandi ve bu yargidan dolayi ülkesini terk eti buna mecbur kalindi, rusyada yasadi vatan sevgisini milet sevgisini hep sirlerinde yazilarinda
dile getirdi ve vatan hasretiyle öldu , nazim hikmet öldu, bundan sonra türkiye cumhuriyeti vatandasi olursa tekrar dunyaya yeniden dönüsmu yapacak? olan o vatan hasretini kana kana tadacakmi sirler makalaler yazabilecekmi,
hayir , o halde birakin mezarinda rahat uyusun , ozomn bu yanlislara kurban gitmis daha cok nazimlarimiz var hangisi icin vijdanimiz sizladi hangisine bizler yanlis yaptik bu hatamizi ölülerinizi getirmekle ve sizi tekrar nufus kutugune kayd edelim ve bizde vijdanen rahatliyalim diyecegiz acaba vijdanimiz huzura kavusacakmi, evet kavusulacak deniliyorsa yapilsin tabiki,
ben o güzel nazimlarimizin yaptiklari nazlari sitemeri istedikleri haklari konustuklari dogrulari icin böyle cezalandiklari icin eminimki bizleri asla afetmiyeceklerdir ve bizimde vijdanlarimiz huzur icinde olmuyacaktir ,
aramizda herzaman böyle fitne fücüler oldugu sürece biz daha cok nazimlarimizi kayb ederiz ve seneler sonrada galiba yanlis yaptik deriz,
biz herseyimizi önyargiyla kavgalarla bagirmaklarla birbirimize hitab etmek degilde, artik insanlar gibi konusup bir birimizi daha iyi anliyabilecegimize inaniyorum bunu basarabilirsek hic bir nazimimiz ziyan olmaz,
tüm nazimlara allahtan rahmet dilerim ,onlar vatanlarinda olmasalarda vatan onlarin hep iclerinde yüreklerinde olmustur,
bence hic rahatsiz edilmemeli yatigi yerinde huzur icinde yatsin,,
saygilarimla
§ehitlerimiz rahatsiz olmazmi
dirisinden ne hayir gôrdûkse
bunun hesabini bizden sormazmi
sanki bu topraklar çôplûkte
askerligini yapmadigi toprak onu boymazmi
bu kadar destekleyen var
hergun sirayla biri alsin bahçesine gômsûn
hiç deyilse kabirdekiler rahatsiz olmasin
10 Ocak 2009 Cumartesi 02:03
>
> Böylece hükümet bir konuda daha ”ben özgürlükçü, hoşgörülü oldum mevcut düzen buna engel oldu” masalları okuyabilir(MB).
>
> Anadolu Ajansı’nın haberine göre, Danıştay 10. Dairesi, Kemal İnebolu’nun açtığı davayı, oy çokluğuyla reddetti. Dairenin gerekçesinde, 1312 sayılı Türk Vatandaşlığı Kanunu’nun vatandaşlıktan çıkarma sebeplerinin düzenlendiği 10. maddesinde hangi koşullarda Türk Vatandaşlığı’ndan çıkarılacağının düzenlendiği belirtildi.
>
> BAKANLAR KURULU’NUN ‘ÇIKARMA’ GEREKÇESİ
> Gerekçede, Resmi Gazete’de yayımlanan 25 Temmuz 1951 tarihli Bakanlar Kurulu kararında şöyle dendiği belirtildi: “Pasaportsuz olarak İstanbul’dan Romanya’ya kaçan ve oradan da Moskova’ya giderek havaalanında memleketi aleyhinde beyanatta bulunduğu ve mütakiben radyo yayınlarında Türkiye’nin hükümet şekli ve hükümeti idare edenler aleyhinde geniş propaganda kampanyasına girişerek, Komünizmi yaymak maksadını güden neşriyatiyle Sovyet Hükümetinin verdiği hizmeti ifa etmekte olan maruf komünist Nazım Hikmet Ran’ın kendisine bu hizmeti terk etmesi hususunda yapılacak tebligatın da bir fayda vermeyeceği, mülahaza edildiğinden Türk Vatandaşlığı’ndan çıkarılması Bakanlar Kurulunca kararlaştırılmıştır.”
nazım kime göre vatandaşlıktan çıkartılmıştı bu çok önemli o kendini bu ülkeye ait hiissetti.bana göre çıkartıldığı bir vatandaşlık yoktu sadece bazı kesimin bir dönem ego tatmini söz konusuydu.
çağrı9 ”Yarın Orhan Pamuk’ta nesiller tarafından büyük bir Türk yazar ve aydını olarak anılacak sanırım.”kendi adıma evet büyük bi yazar olarak hatırlayacağım.kimliklere takılmaktan vazgeçin artık
Çok gereksiz bir işlem, hem anlamıyorum zaten (genelde) kişiler öldükten sonra
vatandaşlığa dönüş müş, iadei-itibar mış, olsa ne olmasa ne. En mühimi olan
RABBİMİZ(cc) rızasına uygun yaşayıp, (imanlı)ölmektir, gerisi boş, gerisi yalan !!!
Nazım’ın tutukluluk zamanında Ağustos 1938 de Atatürk’e yazdığı bir mektup var
Atatürk’e
Türk Ordusunu “isyana teşvik” ettiğim iddiasıyla “onbeşyıl ağır hapis”cezası giydim.Şimdi de Türk Donanmasını “isyana”teşvik etmekle töhmetlendiriliyorum.
Türk inkılabına ve senin adına and içerim ki suçsuzum
Askeri isyana teşvik etmedim.
Kör değilim ve senin yaptığın her ileri dev hamleyi anlayabilen bir kafam,yurdumu seven bir yüreğim var.
Askeri isyana teşvik etmedim.
Yurdumun ve senin karşında alnım açıktır.
Yüksek askeri makamlar,devlet ve adalet,küçük, bürokrat gizli rejim düşmanlarınca aldatılıyorlar.
Askeri isyana teşvik etmedim.
Deli,serseri,mürteci,satılmış,inkılap ve yurt haini değilim ki bunu bir an olsun düşünebileyim.
Askeri isyana teşvik etmedim.
Senin eserine ve sana,aziz olan Türk dilinin inanmış bir şairiyim.Sırtıma yüklenen ve yükletilebilecek
hapis yıllarını taşıyabilecek kadar sabırlı olabilirim.
Büyük işlerinin arasında seni bir Türk şairinin felaketi ile alakalandırmak istemezdim.
Bağışla beni.Seni bir an kendimle meşgul ettimse,alnıma vurulmak istenen bu “inkılap askerini isyana teşvik” damgasını ancak senin ellerinle silinebileceğine inandığımdandır.
Başvurabileceğim en inkılapçı baş sensin.
Kemalizm’den ve senden adalet istiyorum.
Türk inkılabına ve senin başına and içerim ki suçsuzum.
Nazım HİKMET
*Nazım Hikmet bu mektubunu Dolmabahçe Sarayında yatan Atatürk’e postayla gönderebilmek için,annesinin ya da Piraye’nin gelmesini bekliyordu ki,
*17 ağustos 1938 günüHaluk Şahsuvaroğlu, ona İstanbul’a gideceğini,kitap falan istiyorsa getirebileceğini,postaya atılacak mektubu varsa atabileceğini söylemiş.
*Nazım Hikmet kendisini Erkin gemisinde kapatıldığı ayakyolundan kurtaran güverteye çıkıp hava almasını sağlayan Piraye’nin ailesi Altunizadeler’e komşu bir ailenin çocuğu olan bu genç subay’ın insanlığına güven duyuyordu.
*Atatürk’e yazdığı mektubu postaya atıp atamayacağını sordu.Olumlu yanıt alınca içini okuyabilmesi için
kapatmadığı zarfı ona verdi.
*Haluk Şahsuvaroğlu tarihsel değeri olduğuna inandığı bu mektubu,bir kopyasını çıkardıktan sonra postaya attı.
*General Ali Fuat Cebesoy’un(Nazım Hikmet’in dayısı) verdiği bilgiye göre, mektup,Dolmabahçe Sarayına gelmiş.Özel kalem de kayda geçmiş,Atatürk’ün yanına girip çıkabilenlerden İçişleri Bakanı Şükrü Kaya’ya teslim edilmiş,ama hiçbir uygun zaman bulunarak Atatürk’e okunamamıştır.
*General Ali Fuat Cebesoy ne zaman Atatürk’ün yanına yaklaşmak istemişse, Şükrü Kaya onu “-şimdi vakti değil”,”-bugün uygun olmaz”,”hastalığı ağırlaştı”gibi sözlerle engellemiş.
En son bir yolunu bulup söyleyebilmişsede Atatürk
halimi görüyorsun, Mareşal (Fevzi Çakmak) i küstürmeden hallediverin cevabın almış ama, Fevi Çakmak Paşa komunizme tahammülü olmayan bir insan,
NAzım içeride yatmaya devam etmiş.
Buda Nazım’ın Rusya günlerinden bilinmeyenler ve
1952 yılı sonunda Nâzım Hikmet artık Dünya Barış Konseyi’nin yönetici kadrosundaydı. Çok çeşitli kentlerde toplantılara katılıyor, bu arada Varşova’ya da gidiyordu. Polonyalılarla arası son derece iyiydi. Elinde belirli bir ülkenin vatandaşı olarak sürekli bir pasaportu bulunmadığını gören, ayrıca büyük dedesi yoluyla Polonyalı Borzenski ailesinden geldiğini öğrenen dostları, ona bir Polonya pasaportu çıkardılar. Böylece Nâzım Hikmet büyük dedesinin soyadıyla Polonya vatandaşlığına kabul edilmiş oldu :
Nâzım Hikmet Borzenski.
Aslında Sovyetler Birliğinde umduğunu bulamamıştı ama sevmediği halde Stalin’e mecburen yazdığı methiye şiirleri de vardır, ama bunlar Rusça dır ve Türkçe’ye çevirlmemişdir.
Nâzım Hikmet Sovyetler Birliği’nde komünizmin geçirdiği gelişmelerden, proletarya adına başlatılan diktatörlüğün bir kişi diktatörlüğüne dönüşmesinden çok tedirgin olmuştu. Düşüncelerini açık açık söylemekten çekiniyor, susuyor, zor durumda kalırsa başına bir şey gelmemesi için inanmadığı sözler ediyor, ama yeri geldikçe güvendiği arkadaşlarına bu tedirginliğini yumuşak bir dille aktarıyordu.
Örnekse, 1951 yılında, İlya Ehrenburg’a şöyle demişti :
“Stalin Yoldaş’a büyük bir saygım var, ama onu güneşe benzeten şiirler okumaya dayanamıyorum, bu yalnız kötü şiir değil, kötü duyarlık.”
Aslında bir konuk olarak bulunduğu Sovyetler Birliği’nde Stalin’den korkmaması olanaksızdı. Ayrıca çevresindeki katı komünistlerin tepkilerinden de çekiniyordu. Özgürlükçü davranışları, birtakım uygulamaları eleştirişi zaten göze batmakta, arada bir yakınlarınca uyarılmaktaydı. Bir iki kez de sorumlu kişilerce uyarılmıştı. Kulağına, disiplinsiz davranışlarını sürdürürse, yemeklerine katılan ilaçlarla yavaş yavaş zehirlenebileceği, ya da bir kazaya kurban gidebileceği gibi dedikodular da geliyordu.
Bu toprağın çocuğu Homer de, fetrete düşmüş Anadolu’yu aydınlatan Yunus Emre’de, şiirlerini Farsça yazmış Mevlana Celaleddin de, Şah İsmail’in ajanı Pir Sultan Abdal da, Padişaha övgüler düzmüş Baki de, Mihaelidis, Kafavis, Mehmed Akif, Necip Fazıl, Nazım Hikmet, Oktay Veli, Kirkor Ceyhan, Orhan Pamuk ve bu yurdun türküsünü söylemiş, ortak kültürümüzü yaratmış daha binlerce şair, yazar ve besteci bizim ortak değerlerimiz, ortak atalarımızdır. Üstünden yüz yıl geçince ideoloji ve kavgalar diner; soluksuz cücelerin sütunları kemirme çabaları unutulur ve bu kişiler kültür ve sanat ortak anıtlarımız olarak geleceğe aktarılırlar.
Ağacı kesen baltanın sapını ağaçtan yaparlar.
Türk Dilinin büyük ustalarından Nazım Hikmet Ran’ın vatandaşlığa geri dönüşü O’nun affı değil belki Siyasetçilerin kendi kendilerini affetmeleridir.
Son bir söz: Kültürle ırkı karıştıran ve Nazım’ın Türk’lüğünü ırk temelinde reddeden aziz kardeşim, bu yöntemini sakın çoğunun anası köle olan Osmanlı Padişahlarına veya Çinli karılarıyla övünen Türk Hanlarına uygulama.
Tuncay Özgünen.
HÜMANİST YÖNÜ
“Yarısı burdaysa kalbimin,
Yarısı Çin’dedir, doktor.
Sarı nehre doğru akan
Ordunun içindedir.
Sonra her şafak vakti, doktor,
Her şafak vakti kalbim
Yunanistan’da kurşuna diziliyor.”
HAYRANLARI ,onun bu mısralarını verdikten sonra “Dünyanın dört bir köşesindeki zulümlere,işkencelere, savaşlara gür sesiyle karşı koyan bir şaire bu eylemi yaptıran hümanizmden başka ne olabilir?” diye soruyor. Ardından da şunları ekliyor:
“Batılıların ölümcül silâhlarına karşı Kara Afrika’nın, Habeşistan’ın yanında, Taras Babu’yla omuz omuzadır.O, Musolini ile Hitler’le alay eder, insan kasaplarına karşı kurbanların yanındadır.Yunanistan için ağlar, İspanya için göz yaşı döker.”
Bu alıntı ve ona dayanarak yapılan yorum bir cehaletin yansıması değilse, korkunç bir gaflet, hattâ dalâletin apaçık göstergeleridir.
Bir kere o mısralar, bir hümanizm anlayışının değil, tam aksine bir hıncın eseridir.
O şiirin yazıldığı günlerde, komünist olmayan Çin yönetimi ülkeyi istilâ
etmeye çalışan komünistlerle mücadele ediyordu.
Yunanistan’da komünist tehlikesini yok etmeye çalışıyordu. Sonra olanlar oldu, bütün Çin komünistlerin istilâsına uğradı.
Bu arada Uygur Türklerinin ülkesi Doğu Türkistan da Komünist Çin’e tutsak edildi.
Yüz milyonlarca insan komünizmin korkunç baskısı altında inlemeye terk edildi.
Bütün bunlar o insancıl, hümanist Nâzım hayatta iken cereyan etti. Fakat ünlü şairin gıkı çıkmadı.
Çin tutsaklığı altında inleyen yüz milyonların, bu arada 25 milyon Türkistanlının ıstırabı onun şefkatli(!) kalbinde hiçbir etki yapmadı.
Yurdunu terk etmek zorunda kalan, Tibet dağlarında ayaklarını, kollarını, hayatlarını kaybeden Türkler onun üzerinde hiçbir iz bırakmadı.
O, sadece Yunanistan’daki, İspanya’daki, Kara Afrika’daki, Habeşistan’daki, komünist gerillalar için ortaya koydu bu hümanist yanını. komünist olmayan mazlumları yok saydı, hattâ onlara yapılan zulümleri hoş gördü, onayladı.(tıpkı bugünün solcu aydınları gibi)
Yüzbinlerce Türkü yurtlarından ederek Sibirya çöllerinde telef eden 30 milyon insanın kasabı Stalin’in yanında yer aldı.”Beni Stalin yarattı” diye öğündü.
Böylece mazlumların, işkence görenlerin değil, zalimlerin yanında yer aldı.
Şimdi,Nazım hayranlarına sormak gerek:
Bu mu hümanistlik, bu mu insan sevgisi?
* Sovyet diktatörü Stalin”e ağıdı:
“Ilk önce kim kime /
Metin ol kardeşim diyecek /
Ilk önce kim kime /
Baş sağlığı dileyecek?
Hepinizindi o /
Hepimizindir yoldaşlarim /
Acınızı duyuyorum /
Sizin duyduğunuz gibi. (…)
Hüngür hüngür ağlamak geçiyor içimden /
Tutuyorum kendimi /
Ayni metanetle /
Seviyorum onu, Marks”i, Engel”i, Lenin”i /
Sevdigim gibi ”
Musolini ve Hitler ile alay eden hümanist Nazım’ın dünyanın gelmiş geçmiş en ünlü zalimi hakkındaki düşüncesi de buydu.
Demek ki 10 milyonlarca mazluma karşı, insan kasabının yanında oldu. Ona göre,insaniyetçilik, ancak kendi düşüncesine uyanlara uygulanabilecek bir davranış. Ötekilere ne olursa olsun!
*****
NAZIM HİKMET NE İSTİYORDU ?
Bakû’de Azerbaycan Yazarlar Birliği’nin düzenlediği bir toplantı olsa gerek.Siyah beyaz çekilmiş bir film. Her hâlde l960′ların başı. Nâzım, mealen şöyle diyormuş:
-”Dostlarım, bir gün Türkiye de Azerbaycan gibi sosyalist bir ülke olacak. Ben görmesem bile içinizden bazıları mutlaka bunu görecek…”
Nâzım’ın ne istediği anlaşılıyor: Türkiye’nin de Azerbaycan gibi sosyalist bir ülke olması.
Ama bir dakika . Nâzım Hikmet’in sırtındaki mintanı ve başındaki Türkiye işi kasketi anlıyoruz. Türkiye’de bir çınarın gölgesinde uyumak arzusunu da anlıyoruz.
Fakat nasıl bir Türkiye imiş istediği? l960′ların Azerbaycanı gibi sosyalist bir ülke. Şimdi bütün dünya diyor ki Azerbaycan, Özbekistan, Gürcistan, Ukrayna, Litvanya vb. ülkeler l990′larda bağımsız oldular. her sene bağımsızlıklarını kutluyorlar.
Eeee: Bağımsız oldu ne demek?
Cevap : Daha önce esaret altındaydı demek.
O hâlde 1991′den önce Azerbaycan da esaret altındaymış.
Nâzım Hikmet ne istiyormuş peki? Türkiye’nin Azerbaycan gibi olmasını. Yani Moskova’nın esareti altına girmesini.
Nâzım’ın iyi şair olduğuna, vatanını özlediğine inanıyoruz diyelim, onun Türkiye’yi, Azerbaycan gibi Moskova’ya bağlı bir ülke hâline getirmek istediği de açık değil mi?
Yani Nâzım’ın arzusu yerine gelseydi Türkiye, Moskova’ya bağlı bir sosyalist ülke olacaktı.O zaman da hep beraber Türkiye Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti’nin vatandaşı olacaktık. Kruşçev de mutlu olacaktı, Nâzım da mutlu olacaktı,Nâzımseverler de.
”Nevzat ve Ben”. Kıbrıs’ın en tanınmış şairlerinden biri olan Özker Yaşın yazmış kitabı.
Nevzat dediği bir zamanlar Kıbrıs davasının Türkiye’de kamu oyuna mal olmasında emeği geçen bir avukat: Nevzat Karagil,Kıbrıs’ın solcu şairlerinden.
Kitap İstanbul’da, 1997 yılında basılmış. Özker Yaşın kitabının 793-795. sayfalarında Nâzım Hikmet’in Kıbrıslı komünistlere yazdığı bir mektubu da anlatıyor;
“Geçenlerde Ledra Caddesi’nde dolaşırken AKEL’e kayıtlı Türk solcularının lideri durumunda bulunan Derviş Kavazoğlu’na rastladım. Bedevi Pastanesinde oturup birer baklava yedik ve konuştuk… Meğerse bizim Kavazoğlu Nazım Hikmet’le mektuplaşıyormuş.Bedevi Pastanesinde konuşurken çantasından Nazım Hikmet’in kendisine gönderdiği 2 mektubu çıkarıp bana gösterdi. Mektupları okudum ve canım sıkıldı… Nazım Hikmet’in Kavazoğlu’na ikinci mektubu ise, daha cüretkâr ve daha kötü. Kıbrıs’taki gerçek durumdan habersiz olan Nazım bu kez açık açık ‘Enosis’i destekleyiniz’ diyerek şöyle saçmalıyor;
:…Kıbrıs’ın anası Yunanistan ile birleşmesini engellemeyiniz. Böylece Kıbrıs savaş kundakçılarının zırhlısı haline gelmekten kurtulacaktır. İşte o zaman Ada üzerinde yaşayan Türk ve Yunan Kıbrıslılar mutlu olacaklardır…”
Hay Allah, şu bizim büyük vatan şairi Nâzım Hikmet’in ne büyük arzuları varmış. Türkiye’nin, Azerbaycan gibi Moskova’ya bağlanması, Kıbrıs’ın Yunanistan’la birleşmesi… (tıpkı bugünkü iktidarın ‘ver-kurtul’politikası,Kerkük’ü ver,Kıbrıs’ı ver,Karabağ’ı ver).
Sadece Abd.ye karşı olmakla vatansever olunmaz ki.
Vatansever olmak için Türk Milletinden başka hiçbir milleti sevmemek,
başka hiçbir ülkeye hayran olmamak ve Türkiye’den başka hiçbir ülkeye hizmet etmemek gerekir.
*****
MUHSİN ERTUĞRUL
Hatırlarda olduğu üzere uzun yıllar Şehir Tiyatrolarının başında bulunmuş olan Ertuğrul Muhsin bu müesseseyi çiftlik gibi idare etmiş, onun içindir ki, çok hassas olması lazım gelen bir müessese de bilakis sol ve komunizm propagandası yapan eserler rahatlıkla sahneye aktarılmıştır.
Şehit Tiyatroları sahnelerinde Nazım Hikmet’ in eserlerini de oynatan Ertuğrul Muhsin, Nazım Hikmet’ i Moskova’ da tanımış, aralarındaki duygu ve düşünce beraberliği, onunla uzun yıllar dostluk kurmasını sağlamıştı.
Esasen Ertuğrul Muhsin gerek yazılarıyla, gerekse tiyatrodaki tutumuyla komunist idealine olan sempatisini hiç bir zaman gizlememiştir. Hatta Moskova’ da gençleri sanatkar yetiştiren bir tiyatro mektebinin hatıra defterine aynen şöyle yazmıştı :
” Moskova uyanan dünyanın Kabe’ sidir. Ben yaptığım bu hac da yeni imanımın ışıklarını buldum.”
Bunları şunun için yazıyorum. Nazım Hikmet’ in Türkiye’ de ki yaygın şöhretini sağlayanların arasında Ertuğrul Muhsin, Nazım’ ın hamisi sıfatıyla Türkiye’ de sol fikrin gelişmesinde dolayısıyla Nazım Hikmet’ in cüretkar hale gelmesinde büyük hissesi olmuştu. “Kafatası” “Unutulan Adam” gibi sonunda yasak kitaplar arasına giren eserler Ertuğrul Muhsin’in marifetleriyle Şehir Tiyatrosu sahnesinde günlerce oynanmış, o zamanın tek film şirketi olan “İpek Film” Stüdyosu’ nda Nazım’ a vazife verilmesi gene Ertuğrlu Muhsin’ in tavsiyesi ile olmuştu.
Bu gerçeği Sabiha Zekeriya Sertel‘de teyid etmektedir. “Resimli Ay” mecmuası kapandıktan sonra Nazım Hikmet İpek Film Stüdyosunda bir iş buldu. Burada da davasına hizmet etmeye çalışıyordu.
Avrupa’dan ve Sovyetler Birliği’nden sol filmler getirilmesini sağlıyordu.Sovyetler Birliği’ nde filme alınan “Mustafa” adlı film ilk defa bu sinema da gösterildi. Büyük rağbet gördü. Bundan cesaret alan şirket, müşteri kazanmak amacıyla Nazım’ ın teklif ettiği filmleri seve seve getiriyordu. Böylece Nazım’ da propaganda yapma imkanını buluyordu. (*) Sabiha SERTEL’ de Nazım’ ın komunist propagandası için her fırsattan istifade ettiğini gizlemiyordu.
(*) ANT Mecmuası – Sayı 95
***
Yukarıdaki yazı çeşitli kaynaklardan toplanmış bir derlemedir.
Ortak yanı Kızıl ve Yeşil Komünistler her zaman, her durumda, gizli veya açık birbirlerini desteklemişlerdir.
Son bakanlar kurulunda alınan karar buna en güzel örnektir.
İstiklal Savaşımızda da Kızıllar ve Yobazlar, Kuvvayı Milliyeye karşı birlikte mücadele etmişlerdi.
Şimdi de ediyorlar !!!
Çare ? Atamızın Gençliğe hitabesini kelime kelime ezberleyip olayları öylece yorumlamak…
Can Dündar da ‘Mustafa’ isminde bir film çekti. Ne garip tesadüf !!!
Bazı konular,beyin yıkamak için devamlı ısıtılıp ısıtılıp Türk Milletinin önüne konuyor…
Yerse !!
Cihan Türk Olsun
Nazım iyi şair.aamennaa.lakin aşağıdaki cümleler yukarıdaki yazıdan alınmıştır.komünistlerin ağababalarının hayatından yani.fırsatını buldukça islama 4 evlilik kanalından saldıranlar ağababalarının haytına iyi baksınlar.
….
”Piraye Altınoğlu ile 31 Ocak 1935′te evlendi.Nâzım Hikmet cezaevindeki son iki yılına girerken görüşmeci gelen dayı kızı Münevver Berk’e âşık olmuştu.
Cezaevinden çıkınca karısı Piraye’den ayrıldı.
Münevver Hanımla yaşamaya başladı..
18 Kasım 1960′ta Vera Tulyakova adlı genç bir hanımla nikahlandı. Üstelik hala Münevver Andaç ile de evliydi.
İki kadın arasında kalmak şairi çok yıprattı ama ölene kadar Vera Tulyakova ile yaşadı.”
Nazıma yıllarda olsa hoş geldin.Büyük şahir büyük destan Yurtsever. kurtuluş destanı ile Emperyalizme karşı ülkemizi gençlerimizi .korumaya.çagıran şahir.Dünyaya Türkiyemizi tanıtan şahir hoş geldiniz .Ama sizden özür dilerizki .hala bizim ülkemizde Dünyanın hiç bir yerinde veya insanı kendi vatandaşının sever veya sevmez arkasından karalamaz ve konuşmaz .aksine övgüyle konuşurken .BÜYÜK NAZIM .Bizde ise hala aklın ve bilimden uzak ,örümcek tutmuş asalaklar var .NAZIM HİKMET RAN.BÜYÜK SAVAŞÇI ,EMPERYALİZMİN KORKULU RÜYASI varlıgın hala düşmanlarını insanlıgı köle etmek isteyenleri hala korkutuyor.saygıylarımla BÜYÜK ÖGRETİCİ NAZIM USTA.
Yazım kaldırılmış.
herkes değerini biliyor da kendi insanımızın bi bu ülke bilemiyor…düsüncelerin saklandığı onca insanın sustuğu susmak zorunda kaldığı bir donemde cesurca düsüncelerini soyledi bazılarının yapamadığını dalkavukların yapamadığını yaptı özgürlüğü savundu susmadı iyiki de susmadı iyiki komünistti iyiki özgürdü iyiki Türk’tü…….
Vatansever olmanin kosullarini kimse uc bes yorumla belirleyemez,zaman icerisinde ak gorunen kara cikabiliyor, bu kadar yargilayaci yaklasimda ben geriye donup degerlendirmenin cok kolay ama o donemler icinde yasarken o kadar da kolay gorunmeyen ak-kara davasi olduguna inaniyorum.Kisisel bir hayranligim yok ama yaklasiminizi haksiz buluyorum.Bizim yuregimizin icinde Ataturk sevgisi suphesizken, gericilerin agizlarina sakiz olmus kufurlerle ATA mizi anmalarina tahammul mumkun olmadigi gibi, zamaninin etkin bir sairine de vatan haini damgalamasi bence cok agir.Disaridan ulkeye bakmak ile yasamak ta farkli, herkes dengeli bir ruh yapisina da sahip degil, acindirmak icin degil, gecmiste kalmis kisilerI yorumlarken icinde bulunduklari duygular ve durumlari su donemde anlamamiz kolay degil demek istiyorum. Sadece kendi ulkesini sevmek, sadece kendi ulkesini gezmek belki bu kadar kati bir yaklasima sokuyor insani diyorum.Hayatta gelismeyi,ogrenmeyi hedef alan ve ailesi basta insanina faydali, ulke sorunlarina burun kivirip yan gelip yatmayan, okuyup anlayan paylasan, fikir ureten,yuruten,carpistiran,yeri gelince ozur dileyen,yeri gelince patlayan, vatan evladiyiz hepimiz, vatansever olmamak icin arapcaya ozlem, Ataturk’e hakaret ve boluculuk yapmak kosulunu anlarim ama sadece fikir paylasan birine boyle bir suclamayi cok akti buluyorum. Cok detayli guzel arastirmissiniz. Sag-sol arasi bu tutkulu catismadan cok simdi tek partinin insafina kalmis, bolunme planlari adim adim isletilen,soyulmus,milleti hiclenmis,yargisi iktidar tarafindan manipule edilen,demokrasi ve temel insan haklarina tamamen aykiri dava ile yuzu kararmis bir ulkede olmanin asil sorumlulugu ile sag-sol anlasmali. Bu cekismelerle ortada parti kalmadi,millete ve ulkeye devlet adami lazim, saga veya sola cekmeden once vatanin kurtulusu icin el birlik zamani. Bazı konular,beyin yıkamak için devamlı ısıtılıp ısıtılıp Türk Milletinin önüne konuyor…Demissiniz aynen katiliyorum.
“özgürlüğü savundu susmadı iyiki de susmadı iyiki komünistti iyiki özgürdü iyiki Türk’tü…….” demişsiniz!..
Çok çelişkili bir cümle kurmuşsunuz..Çünkü komünist olmanın baş şartı milliyetsizliği kendine şiar etmektir..Dolayısı ile hem komünist olunup hem de Türklük savunulamaz…Zaten Nazım’da zaten Türk değil Polanyalı bir yahudir..
ANGİNA PEKTORİS
Yarısı burdaysa kalbimin
yarısı Çin’dedir, doktor.
Sarınehre doğru akan
ordunun içindedir.
Sonra, her şafak vakti, doktor,
her şafak vakti kalbim
Yunanistan’da kurşuna diziliyor.
Sonra, bizim burda mahkûmlar uykuya varıp
revirden el ayak çekilince
kalbim Çamlıca’da bir harap konaktadır
her gece,
doktor.
Sonra, şu on yıldan bu yana
benim, fakir milletime ikrâm edebildiğim
bir tek elmam var elimde, doktor,
bir kırmızı elma :
kalbim…
Ne arteryo skleroz, ne nikotin, ne hapis,
işte bu yüzden, doktorcuğum, bu yüzden
bende bu angina pektoris…
Bakıyorum geceye demirlerden
ve iman tahtamın üstündeki baskıya rağmen
kalbim en uzak yıldızla birlikte çarpıyor…
bakın insan nereyi kendine vatan ederse orası doğup büyüdüğü yer olur Nazım Usta sizin düsündüğünüz gibi düsünseydi onca yıl vatan hasretiye yanıp tutusmazdı
En güzel yorumu Yavuz Bülent Bakiler yapmış okuyunuz lütfen
Her şehre bir Nâzım Hikmet heykeli
Hükümetimiz, Nâzım Hikmet’in itibarını iade etti. Bundan böyle o da,
T.C. vatandaşı sayılacak. Kararnamenin imzaya açılmasıyla birlikte
Türkiyeli komünistler, burun deliklerini havaya kaldırarak
homurdandılar:
-”Nazım Hikmet, hep itibarlı yaşadı. Onun yeniden itibara ihtiyacı
yoktur. Bakanlar kurulunun kararından sonra, Türkiye itibar
kazanacaktır!” dediler.
Breh! Breh! Breh! Nâzım Hikmet ve itibar! Kuzey kutbuyla, Güney kutbu
gibi birbirine zıt ve uzak iki nesne. Şimdi soruyorum:
*Nâzım Hikmet, Türkiye’yi, komünizm bataklığına çekmek, dolayısıyla
vatanımızı, Moskova’nın sömürgelerinden biri haline getirmek istediği
için mi itibarlı bir kişidir?
*Rusya’ya kaçtıktan, Moskova hava alanına indikten sonra, basın
mensupları karşısında: “Beni Stalin yarattı. Gözlerimin ışığını ona
borçluyum!” diye haykırdığı için mi itibara ihtiyacı yoktur?
*Aynı Nâzım Hikmet, Kuruçev devrinde, Kuruçev’in verdiği emirle, bu
defa Stalin’i yerden yere vuran, bir şiir yazdığı Stalin’i lanetleyen
bir karakter sahibi olduğu için mi muteber bir kişidir?
*Nâzım, kötü ama çok kötü bir koca olduğu için mi omuzlanmaktadır?
Dayısının kızı, oğlunun anası olan Münevver Hanım’a Nâzım’ın reva
gördüğü zulüm en katı yürekleri bile kanatacak dehşettedir.
*Nâzım Moskova’da iken “Memed Memed!” diye sayıkladığı ama Varşova’ya
annesiyle birlikte çıkıp gelen oğlu Memed’in yüzüne dönüp bakmadığı
için mi itibarlıdır?
* Şeyh Bedrettin Destanı’nda: “Yârin yanağından gayri her şeyde/Her
yerde hep beraber…” dediği halde, bilmem kaçıncı karısı Vera’yı, her
hafta bir defa da (Vera’nın) eski kocasına gönderdiği için mi üstün
ahlâklıdır?
* Ruslar, Nâzım’a katiyen inanmadılar, güvenmediler. Nereye gittiyse
arkasına iki sivil polis taktılar. Nâzım Hikmet onlardan yakınlarına:
“Gölgem” veya “pasaportum!” diye bahsetti. Ama, kısık bir sesle de
olsa Ruslara: “Bu adamları, neden peşime takıyorsunuz? Bana neden
güvenmiyorsunuz?” diyemedi. Türkiyeli komünistler, onu bu karakteriyle
mi alkışlayıp yüceltiyorlar?
*Bu amansız takibe rağmen utanmadan yalan söylüyordu: “Moskova’da bir
halk türküsü kadar hür olduğunu, Moskova’da çok mes’ud yaşadığını”
haykırıyordu. Nâzım bu karakteriyle mi üstün adamdır?
*Kore savaşlarına katıldığımızda, Mehmetçiklerimize: “Teslim ol Ahmet/
Ya def olup gideceksiniz/Ya denize dökecekler sizi/Teslim ol Türk
halkı adına!..” diye başlayan herzeler yazdığı için mi yerli
komünistlerimiz ona toz kondurmuyorlar?
Türkiyeli komünistlerimizin; “Her şehre bir Nâzım Hikmet heykeli!”
diyerek tepinecekleri günler, uzak değildir. Göreceksiniz.
Yavuz Bülent Bakiler
Her şehre bir Nâzım Hikmet heykeli
Hükümetimiz, Nâzım Hikmet’in itibarını iade etti. Bundan böyle o da,
T.C. vatandaşı sayılacak. Kararnamenin imzaya açılmasıyla birlikte
Türkiyeli komünistler, burun deliklerini havaya kaldırarak
homurdandılar:
-”Nazım Hikmet, hep itibarlı yaşadı. Onun yeniden itibara ihtiyacı
yoktur. Bakanlar kurulunun kararından sonra, Türkiye itibar
kazanacaktır!” dediler.
Breh! Breh! Breh! Nâzım Hikmet ve itibar! Kuzey kutbuyla, Güney kutbu
gibi birbirine zıt ve uzak iki nesne. Şimdi soruyorum:
*Nâzım Hikmet, Türkiye’yi, komünizm bataklığına çekmek, dolayısıyla
vatanımızı, Moskova’nın sömürgelerinden biri haline getirmek istediği
için mi itibarlı bir kişidir?
*Rusya’ya kaçtıktan, Moskova hava alanına indikten sonra, basın
mensupları karşısında: “Beni Stalin yarattı. Gözlerimin ışığını ona
borçluyum!” diye haykırdığı için mi itibara ihtiyacı yoktur?
*Aynı Nâzım Hikmet, Kuruçev devrinde, Kuruçev’in verdiği emirle, bu
defa Stalin’i yerden yere vuran, bir şiir yazdığı Stalin’i lanetleyen
bir karakter sahibi olduğu için mi muteber bir kişidir?
*Nâzım, kötü ama çok kötü bir koca olduğu için mi omuzlanmaktadır?
Dayısının kızı, oğlunun anası olan Münevver Hanım’a Nâzım’ın reva
gördüğü zulüm en katı yürekleri bile kanatacak dehşettedir.
*Nâzım Moskova’da iken “Memed Memed!” diye sayıkladığı ama Varşova’ya
annesiyle birlikte çıkıp gelen oğlu Memed’in yüzüne dönüp bakmadığı
için mi itibarlıdır?
* Şeyh Bedrettin Destanı’nda: “Yârin yanağından gayri her şeyde/Her
yerde hep beraber…” dediği halde, bilmem kaçıncı karısı Vera’yı, her
hafta bir defa da (Vera’nın) eski kocasına gönderdiği için mi üstün
ahlâklıdır?
* Ruslar, Nâzım’a katiyen inanmadılar, güvenmediler. Nereye gittiyse
arkasına iki sivil polis taktılar. Nâzım Hikmet onlardan yakınlarına:
“Gölgem” veya “pasaportum!” diye bahsetti. Ama, kısık bir sesle de
olsa Ruslara: “Bu adamları, neden peşime takıyorsunuz? Bana neden
güvenmiyorsunuz?” diyemedi. Türkiyeli komünistler, onu bu karakteriyle
mi alkışlayıp yüceltiyorlar?
*Bu amansız takibe rağmen utanmadan yalan söylüyordu: “Moskova’da bir
halk türküsü kadar hür olduğunu, Moskova’da çok mes’ud yaşadığını”
haykırıyordu. Nâzım bu karakteriyle mi üstün adamdır?
*Kore savaşlarına katıldığımızda, Mehmetçiklerimize: “Teslim ol Ahmet/
Ya def olup gideceksiniz/Ya denize dökecekler sizi/Teslim ol Türk
halkı adına!..” diye başlayan herzeler yazdığı için mi yerli
komünistlerimiz ona toz kondurmuyorlar?
Türkiyeli komünistlerimizin; “Her şehre bir Nâzım Hikmet heykeli!”
diyerek tepinecekleri günler, uzak değildir. Göreceksiniz.
Yavuz Bülent Bakiler
ölen ölür ismi kalır kimliklere takılıcaz elbet.neden vatandışlıktan çıkarılmış ve o dönemde aklanmamış acaba kendisi.bi arkadaşım ne güzel söylemiş şehitlerimiz bizi affetmez.bu adam bu ülke için ne yapmış söyleyin bana iki dağ toprak taş şiirinde konu oldu diye vatan sevgisimi var.eğer varsa neden askerliğini yapmamış vatanımın toprağında.hadi ordan ya!hükümete gelince bunu yaptı diye yine akp mi suçlayamam.ne yapsa yaranamıyor.yukarı tükürse bıyık aşağı tükürse sakal.böyle bir durumdayız.
değilmi..aynen valla hani şairler yaşamlarıyla da örnek olurlar ya.adam cezaevinde bile kardeşim dediği insana aşık oldu.bunu yargılamıycaz onu yargılamıycaz.dönemi ona en güzel cevabı vermiş ve red edilmiş ellerine sağlık..
sevgi hanım önce bi açın tv de bakın..deli gibi bağırmak haklı olmak değildir.mantık ile çığırmayı birbirinden ayırt edin.ve nazım türk değildi.önce araştır sonra yaz komik oluyorsun
Geç kalınmış bir KARAR. Bir insanın düşüncesinden dolayı cezalandırılması,asla benim demokratik düşünceme uymaz. Nazım Hikmet’i ister sevelim,ister sevmiyelim, Türkiyedeki yöneticilerin dışında,tüm dünya bagrına basmıştır.Dünyanın gelmiş geçmiş en büyük ŞAİR lerinden oldugunu, tüm dünya kabul etmiştir.Üstelik Nazım Hikmet,tam bir vatan şairidir.Şiirlerinde, hep vatan sevgisini ve hasretini işlemiştir.Hele KUAYİ MİLLİYE şiiri bir destandır.
Sonuç olarak ;her zaman yetişmeyen böyle şairi ülke olarak harcadık.
sevgi87 tşk ederim dillerinize yüreklerinize saglık.bazı kemikleşmiş olanlara anlatamassınız.3 tip insan anlamak isteyen ,anlamamak isteyen .anlamakta güçlük ceken insan.
SİZ BU VATANA İHANET EDENELERİN AFFEDİLMEDİĞİNİZİ GÖRDÜNÜZMÜ ?
öncelikle Sovyetler Birliği’nin, Misak-ı Milli sınırlarını ilk tanıyan ülke olması sizi etkileyece ve kalkıp bu lkeden gideceksiniz sonra ne hikmetse bazı şeyleri gördükten sonra aaaaaaaaaaaaaah vatanım vatan hasretimle hamaset yapacaksınız biz türk geçliği olarak güzel yazmış olduğunuz şiirlerinize kapılıp nazım hikmet tc vatandaşı oldu diye sevineceğiz bukadarına peeeeeeeeees
türk gençleri kendine gel neyin vatanı polonyalı biri gelecek vatanımda vatanım
yahu öğrenin türkün türkten başka dostu yok ayrılmayın bütün olun bırakın nazımı
ne kadar güzel şairlerimiz var onlara sahip çıkın kaçının şiirini okul zamanlarımızdan başka okuruz ama biri nazımın şiirini öne çıkartsın herkes ezberler ve yılın modası olur
anlaşılan adam akıllı Nazim Hikmet şiiri ve yazısı okumamış veya okuduysa da anlamamış birisi olmalısınız.çünkü okuyupta bunları söylemek sadece… diyip bırakıyorum hakaret kabul edilmesin diye.bir insanın soyu hiç ama hiç önemli değildir onun hissettikleri sahip çıktıkları ve kendini ait hissettiği yerdir onun memleketi.türk topraklarını yeterince kirleten insanlar oldu şu anda toprağın altında yatan üstelik ne acıdır ki hala hayatta olanlarda var güzel ülkemizde.Nazım Hikmet ise bırakın kirletmeyi güzelleştirir.Böyle büyük bir yazar kendine Türk diyor ve “Anadolu’da bir köy mezarlığına gömün beni”diyor.gurur duymak lazım arkasından böyle çirkince konuşmak değil…!!!”Kuva-i Milliye sisimli yapıtı okumayanlar bir baksın. Nazım şöyle vatan haini Nazım böyle ülkesinin düşmanı diyenler oluyor bir okusun ondan sonra gelip konuşsunlar…uçakla memleketinin üstünden geçerken cama yapışıp gözleri yaşlı bir şekilde “şu an bu uçağın düşmesini istiyorum”diye adam bu adam.
askerliğini yapmadı diye ithamda bulunduğun bu adam zamanında kendi isteği ile deniz subayı olmuş bir adamdır.Ancak çürüğe çıktığı için bu vazifesini yerine getirememiştir.Biraz bile olsun askeri bilgisi olanlar bilirlerki askeriye bir adamı haksız yere sırf o istedi diye çürüğe çıkarmaz.askerliğini yapamamasının nedeni de budur.çürüğe çıkacak şekilde bir sorunu olan bir adamdan askerliğini yapması beklenemez.1960′ların başında, Bulgaristan Komünist Partisi ülkedeki Türkler üzerinde baskı uygulamakta ve. yüzbinlerce Türkü göçe zorlanmaktaydı.Aynı dönemde Moskova’da olan ve Sovyetlerde önem verilen Nazım Hikmet Ran Bulgaristan’a gidip komünist parti yöneticilerine gözdağı verdikten sonra türk ahalinin yaşadığı bölgeleri dolaşıp onlara destek verir. ziyarettinden sonra hükümeti bir süre Bulgaristan türklerine baskı yapamaz.bundan da haberiniz var mıydı acep?böyle büyük bir yazar,senarist ve heykeltraşın arkasından böyle konuşmak çok ayıp
hayır okudum hepsini okumamada gerek yok yaşam tarzı vs.bunlar yetti bu vatan toprağının altında bile yatmayı isteyen nice insanlar var bırakın onlara kalsın.nazım hikmete biz demedik komünizm yaşa ve yaşat diye.siz neyin savunmasını yapıyorsunuz.o bize ait değil sadece bize hayran.bizim için ne yaptı?bu vatan için?ve neden çıkarıldı vatandaşlıktan?hatalarının bedelini böylece ödedi.
Nazım Hikmet’in yargılandığı mahkemede ki 5 yargıçtan 4 ünün huhuk eğitimi dahi bulunmamaktaydı neden vatandaşlıktan çıkarılımış diye konuşurken bunu da biliyor muydun?şu anda birileride seni sevmese hakkında her şeyi söyleyebilir ve dava açarak seni vatandaşlıktan çıkarabilirler.akp’ye gelince komiktir ki Erdoğan bile konuşmasında Nazım Hikmetin yeniden vatandaşlığa alımıyla ilgili “ortak bir hatayı bir giderdik”demiştir.Hatta sölü savunmasında bir zamanlar Nazım hakkında söylenen kötü şeyler ve alınan kararlar olduğunu şimdiyse bunun değiştiğini ve doğru olanın bu olduğunu söylemiştir.
Nazım Hikmet ülkesinı sevmiş her şeyi boşverseniz bile bunu görmemek körlüktür.peki şimdi birileri ne yapıyorlar bu ülke için?kim hak ediyor acep ölünce Türkiyede gömülmeyi?
Tuncay Özgünen sana katılıyor ve yazın içinde tebrik ediyorum!!
kimsenin özel yaşamı kimseyi ilgilendirmez.bu tamamen onun duygusal yaşamıdır.doğruları yanlışları vardır elbette ama yargılamak bize düşmez.önemli olan onun dedikleri onun yapıtları ve insanlığıdır.keşke herkes Nazım Hikmet’in yarısı kadarda olsa duyarlı ve insan olabilrse!!!öyle dönemler geldi ve o dönemler öyle şeyleri reddetti öyle kişilere öyle zulümler yaptılar ki şimdi onlara ellerine sağlık demek suçsuz olmalarına işinde gücünde olmalarına rağmen sırf komşusu onu sevmiyor onun hakkında yalan ihbarda bulundu ve bunun yüzünden işkence çekmiş,ölmüş o insanlara hakaret etmektir.dediklerimi yap ama yaptıklarımı yapma diye bir laf vardır ki bilirsiniz.cahillik yapmamak gerek!!!Hiroşima üzerine yazdığı Kız Çocuğu isimli şiiri bir okumak lazım eğer okuyunca boğazında bir şeyler düğümlenmiyorsa zaten denecek söz yoktur.pekala şimdi Gazze’de yanarak çocuklar ölüyor bu sırada siz ne yapıyorsunuz?haberleri dinleyip üzülmek değil olay bir şeyler yapılamıyorsa bile en azından söylemek gerekir bu adam bir insandı olanlar karşısında canı acıyıp dile getirip böyle güzel dizeler yazacak derecede insan.al o halde sana bir örnek hani şairler yaşamlarıyla örnek olmalılarmışya…
asıl senin yaptığın kadarına PES!!!söylemek istediğim çok şey var ama resmen sinirden ellerim titriyor bunu belirtsem yeterli.elimde olmadan hakaret edip kendimi haksız yere getirmek onu da geçtim kötü sözler edip kendimi bozmak insanlığımdan feragat etmek istemiyorum.PES
nazımın yaptıklarını bu kadar güzel anlatan olmamıştı
komünistler çoktan ayaklandı zatiiiiiiiii
Nazım’ın meşhur Kuvayi Milliye şiirinden, en çok bilinen bölümü
dağlarda tek tek ateşler yanıyordu.
ve yıldızlar öyle ışıltılı, öyle ferahtılar ki
şayak kalpaklı adam
nasıl ve ne zaman geleceğini bilmeden
güzel, rahat günlere inanıyordu
ve gülen bıyıklarıyla duruyordu ki mavzerinin yanında,
birdenbire beş adım sağında onu gördü.
paşalar onun arkasındaydılar.
o, saati sordu.
paşalar : “üç” dediler.
sarışın bir kurda benziyordu.
ve mavi gözleri çakmak çakmaktı.
yürüdü uçurumun başına kadar,
eğildi, durdu.
bıraksalar
ince, uzun bacakları üstünde yaylanarak
ve karanlıkta akan bir yıldız gibi kayarak
kocatepe’den afyon ovası’na atlıyacaktı…
adama, vatan haini demek bence acımasızlık,
dedesi polanyalı yahudi olabilir.
ne önemi var
Osmanlı’nın en sağlam padişahalarından biri olan Abdülhamit Han’ın annesinin çerkez bir çengi kızı olduğunu bilirmisiniz.
Annesi Türk olan bir tek Osmanlı padişahı varmı,
şimdi bu yahudiydi suçlamasının pek bir anlamı yok bence. Adam Türk üm diyor, böyle şiirler yazıyor. Hayatı paranoyak komunist avcılarının elinde ölmek üzereyken değişmiş, canını kurtarmak için kaçmış,
ne var bunda
ölse daha mı iyiydi
ben şahsen komunizmi komik, insan fıtratına ters bir ideoloji olarak görüyorum ama adam komunistim diyorsa saygı duyar, insanlığına bakarım,
Heleki Türküm diyorsa artık ne önemi var dedesi polanyalıydı yahudiydi
e o zaman Fatih ide tartışın Kanuniyi de bakın bakalım annesi nereli çıkacak.
Ukraynalı olması, değerini azaltacakmı yaptıklarının fethettiği toprakların, kanunnamenin
Istanbul boğazında bir çay içmenin
bırakın bunları,
her şiirini beğenmem ama
yazdımı yazmış adam
ilkdefa seninle ortak bi görüşümüz oldu ilginç
fatih ve kanuni vs bunlar bu ülke için kan akıttılar nazım ne yaptı iki dize şiir kendini bize ait gördü o kadar.osmanlının geçmişini neresinden araştırırsanız araştırın yapılmış onca şey var.hem ne alaka osmanlı ile nazım.konuyu saptırıyorsunuz.
gulask tebrık edıyorumm dogru dusunceler……
olaylara çok dar bir açıdan bakmak sizin hayat tercihinizse bir şey diyemem,
bir insanın dedesinin yahudi, kendisinin polonya asıllı olmasını aşağılayacak bir tarafını bulduk işte diyen zihniyete karşıyım ben.
O zaman Osmanlı padişahları içinde aynı mantığımı yürüteceğiz?
Sizi asıl rahatsız eden adamın komünist ve tanrıtanımaz olması değilmi?
Nazım dinine bağlı bir müslüman olsa ve kendini çöllere vursa, Amerika’ya kaçsada tepkiniz aynımı olacaktı?
Hiç sanmıyorum.
Ben yazacaklarımı yeteri kadar yazdım, daha fazla polemiğe girmeyi de çok anlamlı bulmuyorum-
lekum diynikum veliye din
kusura bakmayın aynen öyle darlıksa bu evet dar bakıyorum.bu ülke için içinde sevgi var diye bir adamı ortalık karıştıran (hemde o dönemde) tanrı tanımaz oluşunu kabul etmiyorum.o dönemde insanların a diyene inanacakları bir dönemde görüşlerini böylesine sapkın dinsiz imansız abdestsiz namazsız savunması hiç hoş değil.yazacaklarınızı yeteri kadar eksik yazmışsını leküm diniküm olacak.komünizm yaşayan adamı savunup altına da şu keilemyi yazmanız çıldırtıcı gerçekten.la havle vele……amerika’ya kaçsa derken üstü kapalı konuşmalar yapmayınız.oraya giden (kaçan değil) evet tepkim aynı olmayacaktı..şehir değil köken değil karakter ayrımı yapıyoruz..bence de polemiğe girmeyin artık sinirlerim size dayanmıyor..
sefir bey;
tas atmaya calısmıssınız ama kacmadı kacırıldı sayemızde !!!!! armutla elmayı karıstırmayalım lutfen…..nazım hıkmetle kendısını kıyaslamanız sanssız bır ıfade olarak goruyorum ıkı sıır yazanla dunyaya kendı tanıtmıs bır adamı kıyaslamayın ornek lıderdır sayın fetullah gülen hoca….
Nazım Hikmet’e iadeyi itibar vermekle kim kimlere neyi ispatlamaya calışıyor?,bence yapmamız gereken daha önemli şeyler var bu ülkenin kurtuluşunda bülgelerinde düşmana karşı ayaklanmış tarih yazmış,silahıyla şiir yazmış,canını malını herşeyini bu ülke için feda etmiş kahramanlarımızın itibarları hiç yokmuydu onlar için ne yaptınız birisi ülkeyi kominizme teşvik etmiş diğerleri ülkeyi emparyalizme.kominizme dahada vahimi paylaşmak isteyen dış güçlere karşı savunmuş onları anmamız tanımamız çocuklarımıza torunlarımıza anlatmamız gereken nazımmı yoksa gurur duyduğumuz onur duyduğumuz atalarımızmı,benim yöremde çevresinde 500 kişilik ordusuyla yunana karşı savaşmış ve mudanyaya kadar kovalayıp denize döken kabakçısalihefe adına bırakın bir anıt bir sokağa bile ismi verilmemiş henüz,bumu bizim onlara saygımız bir memleketim şiiri yazmakmı vatan şaiiri olmak vatan sevgisi bumu iki üç kelimeyi yan yana getirip şiir yazmaksa vatan sevgisi o zaman benim dedelerim isyancımı ülkemi işgal edenlere karşı ayaklanması onların itibarı nerde öyleyse,kimlere yaranmaya çalışıyoruz yoksa utanıyormuyuz atalarımızdan,kusura bakmayın bir kaç isyancı yüzünden ülkemizi paylaşamadınız mı demeliyiz emparyalist güçlere,televizyonlarda onlarla ilgili diziler yapılmasa çoğunun adını bile duymadığınız atalarımızla ben gurur duyuyorum sizler isterseniz nazımla gurur duyabilirsiniz,bugün nazım’ı Türk vatandaşlığına alsaydınız belkide kabul etmeyecekti yahudiyim veya herkesin dediğiği gibi herkes gibi bende ermeniyim diyecekti diğer aydın kesiminde olduğunu iddia edenler gibi boşuna kimseyi Türk yapmaya kalkışmayın belkide kabul etmeyecekti bugün hayatta olsaydı.saygılarımla
Sözleri İlhan Şeşen’e ait olan ve Leman Samla beraber söyledikleri bir şarkıyla yazacaklarıma son veriyorum.Ne güzel yazmışlar….
.ankettin gidişatına bakılırsa bence “hasret sana memleket” Nazım Hikmet Ran.Görünen köy klavuz istemezmiş.
seni dünya paylaşamıyor şiirlerin bin dilde
seni senden okumak var ya seninle aynı dilde
mezarın orda olsa burda olsa ne olur
tepende bir taş olsa çınar olsa ne olur
nazım hikmet memleket nazım hikmet
kafiye için yazmadık hasret sana memleket
nazım hikmet memleket nazım hikmet
kafiye için yazmadık hasret sana memleket
kitapların özgür artık müjdeler olsun nazım
sen yazmaya devam et hasreti yazma nazım
varna önlerindeydin sen artık döndün nazım
karadeniz köpürdü memlekettesin nazım
nazım hikmet memleket nazım hikmet
kafiye için yazmadık hasret sana memleket
nazım hikmet memleket nazım hikmet
kafiye için yazmadık hasret sana memleket
ölürsem
o günden önce yani öylecede gibi görünüyor
anadoluda bir köy mezarlığına gömün beni
gelirse tepemde bir çınar olursa
taş maş ta istemez hani
nazım hikmet memleket nazım hikmet
kafiye için yazmadık hasret sana memleket
nazım hikmet memleket nazım hikmet
kafiye için yazmadık hasret sana memleket
yüreğinize sağlık…duygularıma tercüman olmuş dilime anlam kattın kutluyorum siz
iben saygı duymuyorum duymayacağımda.nazım’ı kimse kabul ettiremez bana.
akrep gibisin kardeşim,
korkak bir karanlık içindesin akrep gibi.
serçe gibisin kardeşim,
serçenin telaşı içindesin.
midye gibisin kardeşim,
midye gibi kapalı, rahat.
ve sönmüş bir yanardağ ağzı gibi korkunçsun, kardeşim.
bir değil,
beş değil,
yüz milyonlarlasın maalesef.
koyun gibisin kardeşim,
gocuklu celep kaldırınca sopasını
sürüye katılıverirsin hemen
ve âdeta mağrur, koşarsın salhaneye.
dünyanın en tuhaf mahlukusun yani,
hani şu derya içre olup
deryayı bilmiyen balıktan da tuhaf.
ve bu dünyada, bu zulüm
senin sayende.
ve açsak, yorgunsak, alkan içindeysek eğer
ve hâlâ şarabımızı vermek için üzüm gibi eziliyorsak
kabahat senin,
— demeğe de dilim varmıyor ama —
kabahatın çoğu senin, canım kardeşim!
Her akım,her dava kendi kahramanını yaratırken,komünizmin de yerli bir kahraman yaratması kaçınılmazdı!Hakeza biliyoruz ki,kahramanların uzun ömürlü oluşu da çektiği dava sancısı ve sıkıntılarıyla paralellik arzeder.Ancak Nazım Hikmet’in kahramanlık serüvenine zirve yaptıran olay,yıllarca hapis yatması değil,dönemin ileriyi göremeyen hükümetinin O’nu vatandaşlıktan çıkarmış olması ve eserlerine yasaklar koymasıdır.Her yasak gibi bu yasak da yurttaşlarımıza oldukça cazip gelmiştir!
Fakat ortadaki en büyük çelişki,o dönemde komünizmin en büyük zıt kutuplarından olan başka bir şair ve yazarın da hapiste yatıyor olmasıdır.Bu durum hiç de yadsınamayacak kadar karmaşık ve çok başlılığı açıkça ortaya koyar.Burada sorgulanması gereken fikri önderlerin şahsiyetleri değil Türkiye Cumhuriyeti’nin o günden bugüne ne kadar demokratikleştiğidir.Çünkü her bireyin kendi kutsalı vardır ve her kim olursa olsun kutsalına saldırana aynı şekilde mukabele edecektir.Ve devletin görevi ise bu farklılığı da aynı çatı altında çatışmasız birarada tutmaktır!
Selam ve dua ile…
Ömrünü Komünizme olan inanç ile geçirmiş, insanlığa inancının propagandistliğini yapmış Nazım Hikmet, bugün Moskova’da “yabancı komünistler” mezarlığında yatıyor. Bu bize Nazım’ın uğruna ömrünü harcadığı, Moskova havaalanına inince “gerçek vatanıma geldim” dediği bir ülkenin ona ayıbı olsa gerek.
Türkler Kurtuluş Savaşını 1919- 1922 yılları arasında yaptı. Nazım’ın 1953’de bahsettiği “Kurtuluş” nedir? Türkiye’nin Moskova’yı başkent kabul eden bir yapıda peyk olması veya komünist sistemi kabul etmesidir. Cumhuriyet ve Komünizm bağdaşmayacağına göre, Nazım Hikmet Komünizme ulaşmayı “kurtuluş” olarak görüyordu. Bahsettiği manada bir “kurtuluş” olmadı. Tercümesi o vasiyet geçerli değildir.
“Türkiye’de komünist sistemin tesisini görmeden ölürsem diyor yoldaşlarına, Komünizmi hakim kıldığınızda beni bir çınarın altına gömün .” Tercümesi budur.
Nazım Hikmet, tekrar Türk Vatandaşı olmak istiyor muydu?
“19 yaşından beri, yalnızca kalbim ve kafamla değil, geçmişimle de Sovyetler Birliği”ne bağlıyım. Saygıdeğer Nikita Sergeyeviç, yardım edin, ben Sovyet vatandaşı olmak istiyorum..”( 7 Aralık 1961)
Bunu söyledikten iki yıl sonra vefat etti. On iki yılını SSCB’de geçirmiş Nazım Hikmet’in bu isteği yerine getirildi mi bilmiyorum. SSCB Vatandaşı olmak istediğini söyleyen Nazım Hikmet’i AKP iktidarı, Türk vatandaşı yapacak. Dört gözle bekleyen eski tüfek solcular bayram ilan edecek. Görünen bu.
“Vatan hasreti içinde öldü” o halde mezarını getirelim diyorlar. Komünizm’de vatan falan yoktur. Herkes açık ve net olsun. Şimdi Komünizmin alfabesini tartışma sırası değil. Ha, denirse ki Nazım büyük hayallerle gittiği Rusya’da hayal kırıklığına uğradı, o zaman işin seyri değişir. Yoksa Cumhuriyeti kaldırıp yerine komünist sistemi tesis etmek isteyen Nazım Hikmet ile Anayasa’nın ilk beş maddesini değiştirmek isteyenler arasında özde fark yoktur.